Günlük Hayatta Narsisizm: Büyüklenmeciliğin Arkasındaki Gizli Korku
Yazıyı Sesli Dinle
Yapay zeka seslendirmesi

Narsisizm hakkında konuşmak günümüzde oldukça popüler. İnternetin ve sosyal medyanın hayatımızın merkezine yerleşmesiyle birlikte, psikolojik terimler günlük dilimizin bir parçası haline geldi. Özellikle narsisizm, dile pelesenk olmaya çok müsait bir konu; çünkü narsistik özellikler, farklı dozlarda da olsa aslında her insanda bulunur.
Örneğin bir kişi, eşinin veya partnerinin sevmediği bir özelliğini internette araştırdığında karşısına büyük ihtimalle narsisizm ile alakalı bir yazı çıkar. Okunan birkaç belirti sonrasında o kişiye hemen "narsist" etiketi yapıştırılabilir. Etiketleme eğilimi psikolojideki her tür durum için geçerlidir elbette, ancak narsisizmin diğerlerinden çok önemli bir farkı vardır: Narsisizm, kişi tarafından içselleştirilmesi ve benimsenmesi oldukça kolay bir kavramdır.
Etiketlenmek Neden Hoşlarına Gider?
Birine "Sen depresifsin" veya "Sen kaygılısın" dediğinizde bu durumdan rahatsızlık duyabilir. Ancak birisine "Sen narsistsin" dediğimizde, bu durum onu sandığımız kadar öfkelendirmeyebilir; aksine, içten içe hoşuna bile gidebilir. Neden mi? Çünkü narsisizmin temel dinamiklerinden biri büyüklenmeciliktir. Bu etiket, kişinin içindeki "Ben diğerlerinden farklıyım ve özelim" hissini uyandırır ve besler. Sağlıklı bir öz sevgi hepimizde farklı seviyelerde vardır, ancak bu tarz kişilik örgütlenmelerinde benlik, sıradanlığın çok ötesinde, ulaşılamaz bir yerde konumlandırılır.
Büyüklenmeciliğin Arkasındaki Gizli Korku: Ölüm Anksiyetesi
Tabii ki bu devasa büyüklenmeciliğin altı boş değildir. Dışarıdan bakıldığında sarsılmaz bir özgüven gibi görünen bu zırhın hemen altında, ustaca gizlenmiş derin bir ölüm anksiyetesi bulunur. Narsistik yapılanmada ötekiler, yani kişinin dışındaki diğer tüm insanlar "ölümlü", "kusurlu" ve "acizdir". Ancak narsistik bir zihin bunu kendi varlığı için kabul edemez. O, bilinçdışı bir düzeyde ölümsüz ve dokunulmaz olduğuna inanmak ister.
Elbette her insan kendi hikayesinde özeldir. Psikoterapide de kişinin biricikliğini anlamak esastır. Fakat narsistik dinamiklerde bu "özel olma" hali, dünyevi sınırları reddetme çabasına dönüşür.
Yaşlanma, Fani Olmak ve Narsistik Kırılma
İşte tam da bu yüzden, yaşlanma düşüncesi bile bu kişileri dehşete düşürebilir. Çünkü yaşlılığın nihai sonu ölümdür. Bedenin yaşlanması, hastalanması veya gücünü kaybetmesi; bu çok "özel" insana sonlu ve sınırlı olduğunu iliklerine kadar hissettirir. Kusursuzluk ve ölümsüzlük illüzyonunun gerçeklikle çarpıştığı o sert anlar, psikolojide ünlü psikanalist Heinz Kohut'un deyimiyle "narsistik kırılma" (narcissistic injury) yaratır.
Kişi, aslında diğer herkes gibi kırılgan ve sonlu bir insan olduğu gerçeğiyle yüzleştiğinde, o büyüklenmeci yapı çatırdar. Bu kırılma anları, dışarıya ani öfke patlamaları, derin bir boşluk hissi veya yoğun bir değersizlik duygusu olarak yansıyabilir.
Sonuç olarak; ilişkilerimizde birine "narsist" etiketini yapıştırıp geçmek kolaydır. Ancak psikolojik süreçler her zaman göründüğünden daha derindir. O aşılmaz kibrin, her şeyi kontrol etme arzusunun ve büyüklenmeciliğin arkasında; aslında hepimizin paylaştığı o en insani korku, yani sonlu olma ve yok olma kaygısı yatmaktadır.
Yorumlar (0)
Düşüncelerinizi paylaşmak için giriş yapmalısınız.