Günlük hayatın içinden yaptığım çeşitli analizler ve yazılar.
Yüksek farkındalık insanı eylemsizliğe sürükleyen bir yük müdür, yoksa stratejik bir güç mü? Edebiyatın iki dev isminin asırlık tartışmasını klinik psikoloji, çan eğrisi dağılımı ve anksiyete regülasyonu üzerinden inceliyoruz.
Yoğun stres altında olmak tek başına sağlığı tehdit etmiyor olabilir mi? 29 bin kişinin 9 yıl boyunca izlendiği çarpıcı bir araştırma, ölüm riskini artıran asıl faktörün stres değil, "stresin sağlığı mahvettiği" inancı olduğunu gösteriyor.
Kalabalığa karıştığınızda sebepsiz bir öfke ve sabırsızlık hissediyor musunuz? Sorun sizin karakterinizde değil; zihninizin dev panolara, gürültüye ve ışıklara karşı verdiği sessiz savaşta. Uyaran bombardımanı ve zihinsel depomuzun tükenişine yakından bakalım.
Sürüklenmeyi sabırla karıştırmak, bizi mutsuz eden döngülerin seyircisi yapar. Geçmişin faturasını geleceğinizle ödemeyi bırakıp masadan kalkabilme cesaretine odaklanın.
Boş vakitler başlangıçta dinlendirici gelse de, zihnin kontrolsüzce düşüncelere dalması ruhsal yorgunluğa yol açabilir. Eylemde kalmanın psikolojik etkileri, aşırı düşünme sarmalı ve meşguliyetin ardına gizlenen duygular üzerine bir değerlendirme.
Çağımızda ilişkiler genellikle anlık hazlar ve hız üzerine kurulurken, "vefa" zamanın ötesine geçen yapısıyla ruhumuzu beslemeye devam ediyor. Geçmişten gelen dostlukların ve aidiyet duygusunun hayatımızdaki yerini bu yazıda keşfedin.
Başkalarının mutluluğundan rahatsızlık duymak sadece içsel tatminsizlikten değil, aileden öğrenilen inançlardan da kaynaklanır. Mutluluğa neden ket vururuz?
Narsisizm günümüzde ilişkilerde sıkça duyduğumuz bir etiket haline geldi. Peki, bu büyüklenmeci tutumun altında yatan asıl korkunun ölüm ve sonluluk anksiyetesi olduğunu biliyor muydunuz? "Narsistik kırılma" kavramı üzerinden narsisizmin pek konuşulmayan kırılgan doğasına yakından bakıyoruz.
Gerçekleşmeyen beklentiler ve hayal kırıklıkları bedenimizi nasıl etkiler? Zihnin taşıyamadığı duygusal yüklerin bedensel tepkilere dönüşümünü keşfedin.
Çocukluk döneminde önemsiz görünen anlar ve karşılanmayan duygusal ihtiyaçlar, yetişkinlikteki davranışlarımızı yönlendiren şemaların temelini oluşturur. Sanılanın aksine travma her zaman dramatik krizlerle değil; sinir sistemimizin sessiz bedensel tepkileri, aniden gelen örtük bir kahkaha veya duyguları bastırmaya yönelik bedensel (somatik) hareketlerle kendini gösterir.
Her rutin her zaman iyi olmayabiliyor.
Başlangıçtaki kişi bize bambaşka gelir, oysa ki değişen tek şey zamandır.
Asıl sorun öfke değil, öfkenin doğuşu.