Ergenlik dönemi, çocuğun aileden yavaş yavaş ayrışarak kendi ayakları üzerinde duran, özgür bir bireye dönüştüğü doğal bir yolculuktur. Yaşanan bu yolculuğun en temel amacı, gencin kendi kimliğini inşa etmesi ve hayattaki yerini bulmasıdır (Erikson, 1968). Çocukluk yıllarında anne ve babanın kurallarına sıkı sıkıya bağlı olan birey, ergenlikle birlikte kendi kararlarını alma, kendi doğrularını test etme ve kendi sınırlarını çizme ihtiyacı hisseder. Bireyselleşme süreci, ailenin tamamen reddedilmesinden ziyade, aileyle kurulan ilişkinin yeni ve olgun bir forma dönüşmesini ifade eder (Blos, 1979). Çocukluk dönemindeki mutlak itaat, yerini sorgulamaya, itiraz etmeye ve farklı fikirleri savunmaya bırakır. Genç, giyim tarzından dinlediği müziğe, arkadaş seçiminden gelecekle ilgili planlarına kadar her alanda kendi farklılığını ortaya koymaya çalışır.
Ebeveynler açısından söz konusu değişim süreci genellikle kaygı vericidir. Düne kadar her sözü dinleyen çocuğun aniden inatçı, mesafeli ve sır saklayan bir gence dönüşmesi, ailede panik yaratır. Anne ve babalar, çocuklarını koruma içgüdüsüyle daha fazla kural koymaya, sorular sormaya ve sınırları daraltmaya yönelirler (Steinberg, 2001). Gencin bağımsızlık arzusu ile ebeveynin kontrol etme ihtiyacı çarpıştığında, ev içinde şiddetli çatışmalar patlak verir. Genç, maruz kaldığı müdahaleleri kendi varlığına yapılmış bir saldırı gibi algılar. Sonucunda daha fazla içine kapanır, kapıları sertçe çarpar veya iletişimi tamamen koparır.
Sağlıklı bir bireyselleşme, gencin kendi kanatlarıyla uçmayı denerken arkasında güvenli bir ailenin varlığını hissetmesini gerektirir. Sürekli eleştirilen, kararlarına saygı duyulmayan veya aşırı korumacı bir fanus içinde tutulan genç, kendi potansiyelini keşfedemez. Aşırı müdahaleci tutumlar, gencin ya tamamen asi ve yıkıcı bir tutum sergilemesine ya da özgüvenini yitirerek yetişkinlik yıllarında bile ailesine bağımlı kalmasına yol açar (Micucci, 2009).
Ergen Danışmanlığında Bağımsızlaşma Süreciyle Çalışmak
Psikolojik danışmanlık süreci, gencin bağımsızlaşma sancılarını güvenli bir zeminde anlamlandırmasını ve aile sisteminin yeni duruma uyum sağlamasını hedefler. Seans odası, ergenin kendi fikirlerini, hayallerini ve itirazlarını özgürce, yargılanma korkusu yaşamadan dile getirdiği tarafsız bir alandır. Danışman, gencin kendi iç sesini duymasına ve ne istediğini net bir şekilde ifade etmesine yardımcı olur. Genç, dürtüsel ve öfkeli tepkiler vermek yerine, sınırlarını daha sakin ve iletişim odaklı bir dille çizmeyi öğrenir.
Sürecin vazgeçilmez bir diğer parçası da aileyle yürütülen çalışmalardır. Ebeveynlerin, çocukluk dönemindeki yönetici rollerini bırakarak rehber rolüne geçmeleri desteklenir (Steinberg, 2001). Aileye, gencin itirazlarının kişisel bir saygısızlık barındırmadığı, tamamen sağlıklı bir büyüme çabası içerdiği anlatılır. Ebeveynlerin kendi kaygılarıyla başa çıkmaları sağlanarak, gence duydukları güveni artırmaları teşvik edilir.
Danışmanlık seanslarında ergen ve aile bir araya getirilerek yeni dönemin kuralları ortaklaşa belirlenir. Gence yaşına uygun sorumluluklar ve özgürlük alanları verilirken, ailenin güvenlik endişelerini giderecek sağlıklı sınırlar çizilir. Karşılıklı beklentiler net bir şekilde konuşulur ve her iki tarafın da kabul edeceği ortak anlaşma zeminleri yaratılır. Ev içindeki iletişim, emir kiplerinden uzaklaşıp karşılıklı müzakereye dayalı bir yapıya kavuşur. Bütün bu çalışmaların sonucunda ergen, kendi kararlarının sorumluluğunu alabilen, özgüvenli ve ailesiyle sağlıklı bağlar kurabilen bağımsız bir bireye dönüşür.
Kaynaklar
Blos, P. (1979). The adolescent passage: Developmental issues. International Universities Press.
Erikson, E. H. (1968). Identity: Youth and crisis. Norton.
Micucci, J. A. (2009). The adolescent in family therapy: Breaking the cycle of conflict and control. Guilford Press.
Steinberg, L. (2001). We know some things: Parent–adolescent relationships in retrospect and prospect. Journal of Research on Adolescence, 11(1), 1-19.