Obsesif kompulsif eğilimler, bireyin zihnine kendi iradesi dışında giren, rahatsız edici ve yoğun kaygı uyandıran düşünceler (obsesyonlar) ile bu kaygıyı hafifletmek veya öngörülen bir felaketi engellemek amacıyla yapılan tekrarlayıcı davranışlar (kompulsiyonlar) döngüsü olarak tanımlanır (Rachman, 1997). Toplumda genellikle "aşırı titizlik" veya "katı bir düzenlilik" gibi algılansa da, arka planda bireyi ciddi şekilde yoran, kontrol edilemeyen bir tehlike algısı, yoğun şüphe ve belirsizliğe karşı tahammülsüzlük yatar. Yetişkinlik döneminde bu durum; kirlenme korkusuyla saatlerce temizlik yapma, kapıları veya prizleri defalarca kontrol etme, hata yapma korkusuyla yazılan bir metni sayısız kez okuma veya zihinsel olarak sürekli birilerinden onay arama şeklinde kendini gösterebilir.
Birey, zihnine üşüşen senaryoları durdurmak için geliştirdiği ritüellerin çoğunlukla mantıksız veya abartılı olduğunu farkındadır; ancak hissettiği ezici kaygıya yenik düşerek o eylemi gerçekleştirmek zorunda hisseder. Yapılan kompulsif davranış kısa süreli, geçici bir rahatlama sağlasa da, uzun vadede beynin tehlike algısını pekiştirerek takıntıların daha da güçlenmesine zemin hazırlar (Foa vd., 2012). Birey, mutlak bir güvence ve kontrol sağlama çabası içindeyken, paradoksal bir şekilde hayatının kontrolünü tamamen bu yorucu ritüellere kaptırır. Zamanın ve zihinsel enerjinin büyük kısmını sömüren bu döngü, bireyin işlevselliğini, kariyerini ve sosyal ilişkilerini derinden sarsma potansiyeli taşır.
Psikolojik Danışmanlıkta Obsesif Kompulsif Eğilimlerle Çalışmak
Psikolojik danışmanlık sürecinde temel hedef, zihne gelen rahatsız edici düşünceleri tamamen yok etmeye veya bastırmaya çalışmaktan ziyade, bireyin bu düşüncelerle kurduğu ilişkiyi şefkatle dönüştürmektir. Seanslarda, istenmeyen düşüncelerin tek başlarına birer "gerçeklik" veya "eylem" olmadığı; sadece zihnin ürettiği asılsız, gürültülü alarmlar olduğu yargısız bir zeminde incelenir. Bireyin, zihnine gelen her tehditkar düşünceyle savaşmak veya onu nötralize etmek zorunda olmadığı gerçeği üzerinde durulur.
Sürecin en etkili adımlarından birini bilişsel-davranışçı yaklaşımlar ve "maruz bırakma ve tepki önleme" prensipleri oluşturur (Abramowitz, 2006). Danışan, en az kaygı uyandıran durumdan başlayarak kendi hızında, kaçındığı veya ritüel geliştirdiği durumlarla güvenli bir ortamda yüzleşme pratiği yapar. Bu süreçte temel amaç, kaygı yükseldiğinde rahatlatıcı ritüele (kompulsiyona) başvurmadan o sıkıntıya tahammül edebilme kapasitesini artırmaktır. Kaygı dalgası geçene kadar eylemsiz kalabilmek, zamanla beynin ortada gerçek bir tehlike olmadığını öğrenerek alarm sistemini yatıştırmasını sağlar. Yürütülen bütüncül çalışmalar sonucunda yetişkin, zihninin ürettiği şüphelere esir olmaktan çıkarak, enerjisini korkularına değil, değer verdiği ve kontrol edebildiği bir yaşama odaklama becerisi geliştirir.
Kaynaklar
Abramowitz, J. S. (2006). The psychological treatment of obsessive‐compulsive disorder. Canadian Journal of Psychiatry, 51(7), 407-416.
Beck, J. S. (2011). Cognitive behavior therapy: Basics and beyond. Guilford Press.
Foa, E. B., Yadin, E., & Lichner, T. K. (2012). Exposure and response (ritual) prevention for obsessive-compulsive disorder: Therapist guide. Oxford University Press.
Rachman, S. (1997). A cognitive theory of obsessions. Behaviour research and therapy, 35(9), 793-802.