Ergen DanışmanlığıSon Güncelleme: 13.08.2026

Özgüven Eksikliği

Ergenlik dönemi, bireyin çocukluktan çıkarak kendi kimliğini ve özdeğerini sosyal çevre aynasında yeniden tanımladığı kritik bir geçiş evresidir (Harter, 2012). Bu dönemde özgüven eksikliği, gencin kendi potansiyeline, fiziksel görünümüne ve değerine yönelik geliştirdiği kronik bir şüphe ve yetersizlik inancı olarak karşımıza çıkar. Bilişsel gelişimin bir parçası olarak ergen, zihninde sürekli kendisini izleyen ve eleştiren bir "hayali seyirci" (imaginary audience) yaratarak, her hareketinin başkaları tarafından acımasızca yargılandığını düşünme eğilimi gösterir (Elkind, 1967). Günümüzde sosyal medyanın sunduğu filtrelenmiş yaşamlar ve ulaşılmaz fiziksel standartlar, gencin kendini sürekli yaşıtlarıyla kıyaslamasına zemin hazırlayarak bu yetersizlik hissini çok daha ezici bir boyuta taşır.

Özgüven eksikliği yaşayan genç, reddedilme, alay edilme veya başarısız olma korkusuyla eyleme geçmekten yoğun bir şekilde kaçınma (avoidance) davranışı sergiler. Sınıfta söz almaktan, yeni arkadaşlıklar kurmaktan veya bir gruba dahil olmaktan çekinir; çünkü yaşanacak en ufak bir başarısızlık, onun gözünde "değersiz" olduğunun kesin bir kanıtı olacaktır. Yaşanan bu derin kırılganlık, gencin dışarıya karşı ya tamamen içine kapanarak görünmez olmaya çalışmasına ya da tam tersi, içsel boşluğunu örtbas etmek için riskli davranışlara yönelerek sahte bir özgüven maskesi takmasına yol açabilir. Genç, gerçekte olduğu kişiyle dış dünyaya gösterdiği kişi arasındaki uçurum derinleştikçe, kronik bir yalnızlık ve anlaşılamama hissi döngüsüne hapsolur.

Ergen Danışmanlığında Özgüven Eksikliğiyle Çalışmak

Psikolojik danışmanlık sürecinde temel hedef, gence içi boş bir ego pompalamak veya sürekli övgülerle dışsal bir onay mekanizması kurmak değil; hatalarını ve doğrularını olduğu gibi kabul edebileceği gerçekçi ve dayanıklı bir öz şefkat (self-compassion) zemini inşa etmektir (Neff ve McGehee, 2010). Seans odası, gencin başkalarını memnun etme zorunluluğundan kurtulduğu, yargılanma veya eleştirilme korkusu taşımadan kendi gerçek kimliğini özgürce masaya yatırabildiği güvenli bir onarım alanı işlevi görür.

Bilişsel müdahaleler aracılığıyla, gencin zihninde sürekli yankılanan "Ben yetersizim", "Kimse beni sevmeyecek" veya "Asla başaramayacağım" şeklindeki acımasız içsel eleştirmenin sesi şefkatle yumuşatılır (Beck, 2011). Zihnin ürettiği felaketleştirici düşüncelerin ve "zihin okuma" hatalarının (başkalarının onun hakkında kötü düşündüğüne dair kesin inançların) mutlak gerçekler olmadığı üzerinde durulur. Sürecin davranışsal adımlarında, gence konfor alanından çıkması için küçük ve ulaşılabilir hedefler verilerek, hata yapmanın öğrenme sürecinin doğal bir parçası olduğu deneyimletilir. Aile ile yapılan çalışmalarda ise ebeveynlere, çocuğu kıyaslamaktan veya sadece başarı odaklı sevmekten uzaklaşarak; onun çabasını, varoluşunu ve duygularını onaylayan kapsayıcı bir iletişim dili kullanmaları aktarılır. Yürütülen bütüncül çalışmalar sonucunda ergen; kendi değerini akranlarının veya sosyal medyanın onayına bağlamaktan sıyrılarak, hatalarıyla barışık, potansiyelini cesurca sergileyebilen sağlam bir içsel pusula geliştirir.

Kaynaklar

Beck, J. S. (2011). Cognitive behavior therapy: Basics and beyond. Guilford Press.

Elkind, D. (1967). Egocentrism in adolescence. Child development, 38(4), 1025-1034.

Harter, S. (2012). The construction of the self: Developmental and sociocultural foundations. Guilford Press.

Neff, K. D., & McGehee, P. (2010). Self-compassion and psychological resilience among adolescents and young adults. Self and identity, 9(3), 225-240.